FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Fatma ÖZGER BİLGİÇ 10 Mart 2022 181 Görüntüleme

AZMİN BAŞARISI 

Başarı, her isteyenin değil 

Çok dürüst olanın, çok iyi iş yapanındır! 

            AZMİN BAŞARISI 

Âşıklar şehri Anadolu’nun güzel şehri Sivas’ın Kangal ilçesine, oradan da Yeşilkale köyüne yolumuz düşer. Yeşilkale köyü Sivas ve Malatya kültürünü birleştirmiş, küçük ama çok şirin, akrabalık, arkadaşlık bağının birbirine kenetlendiği, gelenek ve göreneklerimizin hâlâ en güzel şekliyle korunduğu ve yaşandığı güzel bir köyümüz…

15.03.1966 tarihinde baharın, toprağa yeşil yorganını örttüğü, canlıların hareketlenip yeşil örtüyle hasretle buluştuğu, güneşin yağmurlu, karlı, bulutlu günlerden sonra doğayı ısıttığı, ışıttığı güzel mart ayında doğan güzel yürekli bir insan, Bekir Akbulut…

Anne, Malatya Hekimhanlı; baba, Sivaslı Kangallı olunca ailedeki kültür de zengin bir mozaik olur. Her zaman farklı kültürlerin bir araya gelmesinde zenginlik vardır, yeter ki kişilik yerine oturmuş olsun, bencil düşünmesin, hoşgörülü ve iyi niyetli olsun…

Bu küçük köyde doğup sabırla, azimle, çok çalışarak önüne çıkan engellere yılmadan, takılmadan, usanmadan, inancına sarılarak başarmaya ve başarmak isteyenlere güzel örnek Bekir Akbulut…

O yıllarda her aile kalabalıktı, kardeş sayısı bazen beş, bazen yedi, bazen de on birdi. Azla yetinir, şükrü iyi bilir, tarlada, ahırda, evde iş bölümü olur, herkes üstüne düşeni zorsunmadan yapardı. Küçük büyüğe saygılı, büyük küçüğe sevgi doluydu, menfaatsiz ilişkiler ön plandaydı. Akrabalar dar günde zor günde kenetlenirdi. Duygu dolu yürekler, güzel ilişkiler çoğunluktaydı…

Teyze, hala, amca, dayı sevgisini hemen hemen her çocuk yaşardı. Şimdiki gibi tek çocuklu ya da iki çocuklu çok az aile vardı. Anne ve babadan sonra en yakınında amca, dayı, teyze ve hala olurdu. Bir derdin, sıkıntın oldu mu onlara gidilir, onlarla paylaşılır, akıl sorulur gereken her neyse yapılırdı. Günümüzde çocuk sayısı az olunca yürekler; teyze, hala, amca, dayı gibi güzelim akrabalık sevgisine hasret ne yazık ki…

Bekir Akbulut, yedi kardeşin, üçüncüsü olarak dünyaya gelmiş. Sorumluluğunu küçük yaşta edinince bazen büyüğüne bazen de küçüğüne yetmeye, üstüne düşeni fazlasıyla yapmaya, vurdumduymaz olmayınca da hep çözüm olmaya, düğüm olmamaya çalışmış…

Bekir Akbulut; zeki, çalışkan, içine kapanık olsa da duygu yüklü ve okumaya çok istekliydi. İlkokula doğduğu köyü Yeşilkale köyünde büyük bir istekle başlar. Gerek evde gerekse okulda üstüne düşeni fazlasıyla yapardı. Hayal dünyasında büyüklerin sağlam kapı dedikleri devlet kapısında memur olmak ya da bir şeyler araştırarak buluşlar bulmak vardı. Daha küçücükken bazı şeyleri merak ederdi: ‘‘Bir yığın demir olan uçak nasıl havada duruyor da düşmüyor…’’ gibi…

Bazen kafasını kurcalayan sorularını soracak kimseyi köy yerinde bulamazdı, yüreği daralır, kafası yorulurdu, kendini gelecekteki hayallerine bir salıngaç yapar ve var gücüyle ruhunu hayallerine bırakırdı… Hayal kurmayı çok severdi.

Anne baba ve ağabeyler iş buyurur küçük Bekir erinmeden, zorsunmadan, şikâyet etmeden üstüne düşeni yapar. Bazen kavakları sulamaya giden ağabeyine yardım eder bazen koyun, keçileri otlatmaya gider bazen de bağ bahçe budanmasına gücü yettiğince koşuşturur verilen görevlerini yapardı. Hep omuzlarında yaşından büyük yük taşırdı. Yaşadığı zorlu şartlar ona hep güç verir, ileriki hayatında daha rahat, daha verimli olabilmek için de daima güzel planlar yapardı.

İlkokul biter, ortaokulu ve devamını hayal eden Bekir babasına ve ağabeyine biraz baskı yaparak Sivas Cumhuriyet Ortaokuluna kaydını yaptırır, büyük bir istekle bu okula başlar ve ilk yılı başarıyla tamamlar, yazın köyüne gider…

Bekir, köy yerinde para kazanmak için köydeki şartları yoklar ve köyün keçilerini otlatmayı kafasına kor ve işe koyulur. Kazandığı parasının bir kısmını babasına ailesine destek olsun diye verse de bir kısmını ayırır ve kendine bir saz alır aile ve çevresinde o köyde o güne kadar saz çalan da olmayınca o zamanın şartlarında pek iyi düşünülmez. Başta babası: ‘‘Bak oğul sen Alevi değilsin, Aleviler saz çalar bizi kimse eleştirmesin, dedikodu yaparlar, hoş olmaz, bırak o sazı.’’ deyip Bekir’in yanan yüreğine közü serper. Hâlbuki Bekir o sazı büyük bir sevgiyle, ne hayallerle almıştı. Üstelik bu konuda ki yeteneğine güveniyor,  saz çalmayı başarabileceğine inanıyordu. Babasının sazını kırmasıyla ne yazık ki bu hayali, yüreğini yakarak yarım kaldı…

Hayallerinin gölgesine düşer, arzuladığı saz çalma isteğini içine saklar, üzülse yıkılsa da saygısından babaya karşı gelemezdi.  Kırılan hayalleri, acıyan yüreği feryadı basıyor ama kelimeler boğazına düğümleniyordu…

Sivas dönüşü ilk yaz tatilini köyün keçilerini otlatarak babasının, annesinin verdiği görevleri yaparak bitirse de okulun açılmasını dört gözle bekliyordu çünkü ruh dünyası okumaya doymuyor, hayallerine kavuşmanın tek yolunu bu biliyor, yeni bilgileri öğrenme isteği her gün artıyor ve o küçücük yüreğine çalışma, başarma hırsı veriyordu…

Siyasetin o dönemde birçok okul hayatı sönük bıraktığı gibi… Bekir’in babası da şehirde çocuk okutan her baba gibi korku ve endişe doluydu. Çocuğunu kaybetmekten Bekir’in okuma isteğine karşı gelmek daha iyiydi ona göre… Her gün duyulan öğrenci ölüm haberleri, darp haberleri… Her baba gibi haklı olarak korktu ve evladına zarar gelmesin diye Bekir’in başladığı ortaokulunu ikinci sınıfta bıraktırdı.

O zamanlar küçük çocuklar bile bu kirli oyunun içine alınıyordu ne yazık ki… İşte o dönemde çok genç, tarafsız kalsa da taraf tutsa da zarar gördü, ziyan oldu… Pırlanta gibi gençler ne yazık ki o dönemde harcandılar. O günkü zor şartlar Bekir’in hayatına getirdiği imkânsızlıklar onun hayallerine gölge düşürdü. Bekir şanssızlığına isyan etse de mecburdu, baba ne dese karşı gelinmez, son sözü o söylerdi, geleneğe, töreye baş eğilir, karşı çıkılmazdı. Bekir küçük bir çocuk olsa da daha orta ikide olsa da her şeyin farkında idi ama büyüklerin emrine itaat etmek görevdi.

Bekir, büyük hayallerle köyden Sivas’a gitse de ne yazık ki o güzelim hayalleri zamanın o şartlarına kurban verdi. Tekrar köye dönmekle yarım kalan hayalleri kâbusa dönüşüyordu… İçindeki okuma isteği yerine o güzelim yüreğine ateş düşüyordu.

Okuyamamak, çok sevdiği okulunu yarım bırakmak Bekir’in her gün kanayan yarası olsa da bunun da üstesinden gelmeliydi. Kanayan yarasına kabuk bağlasın diye şiir yazmaya başladı. Ara ara yüreğinden gelen şiir pınarına yol veriyor, duygularına nefes veriyordu.

Bekir, hep ters giden bir şeyler oldu mu istemeden elveda etse de hep daha iyisi için çaba sarf etmiş, emek vermiş, inancına sarılarak yüreğini ortaya koymuş… Bekir,  hep ileriye bakmış. Geriye bakmak hem zaman kaybı hem de hayallerine tersse gücüne güç katmaz, hızlı giden adımlara çelme takabilir. Hedefin doğruluğu belli ise yürek başarmaya inanmalı, var gücünü hedef için zaman kaybetmeden kullanmalıydı…

Köy hayatı ve kalabalık aile olmanın zorlukları, geçim sıkıntısı onu zora sokuyordu. Para kazanmak için yeni işler öğrenmeliydi, bu sebeple de çaresizliğinden ağabeyinin yanında inşaat işçiliğine başladı.

Bekir on yedi yaşında genç delikanlıyken hayatının acısıyla karşılaştı. Babası ve annesi, zamanın şartları gereği başka araç olmadığı için evin bazı ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla komşularının traktörüyle köyden Kangal’a alışverişe giderler. Alışverişlerini yapar, işlerini bitirirler. Köye dönerken de o elim kaza  olur.  Baba  dönüş  yolunda  traktörün  ön  tarafında çamurluk kısmında yolculuk yaparken köye yakın bir yerde dengesini kaybeder düşer, ağır yaralanır hemen Kangal Devlet Hastanesine götürülse de arka tekerin üstünden geçmesinden dolayı iç kanama geçirir ve Bekir’in babası hastanede vefat eder…

Bu feci kaza sonrası Bekir canından çok sevdiği babasını kaybeder, bu acı olayla duygusal hayatında sarsıntı geçirse de kendini zor toparlasa da acılarını yüreğine toplar… Hayata tutunmaya, ayakta dimdik durmaya her zamanki gibi başarmaya çalışır. Yüreğini yakan her olayı, mutlu olduğu anları şiirlerine döker, babasına yazdığı bu içli şiir gibi…

ÖZLEDİM BABA 

Yetimlik, gözümden yaşları döktü

Dalımı kurutup kökümü söktü

Babasızlık benim boynumu büktü

Çattığın kaşını özledim baba.

                                                İHLASİ 

Hayatın zorluklarına yenilmemek için kendini toparlamalı, her gelen acıya, zorluğa teslim olmamalı insanoğlu yoksa kaybetmek daha kolay olur, önemli olan, kolayı değil zoru başarmak olmalı hedef…

Bekir babasının ölümünden sonra ailenin büyüğü olmasa da ailenin büyüğü gibi birçok sorumluluğu sırtındaki yüke ek yapar ve çaresizliğinden gönüllü yükler sırtına… Erken yaşta yüklendiği boyunu aşan sorumluluklar onu yaşıtlarına göre daha erken olgunlaştırmış ve sert bir mizaçla kişiliği şekil almış…

Günleri, köy işleri, çıkarsa inşaat işi ve yüreğindeki şiir aşkıyla dolu dolu yoğun yaşar. Kendini ve kardeşlerini düşünmek zorundadır. Babasının yokluğunu kapatmak için var gücüyle çalışır ve başarmayı hedef alır, çalışmayı en büyük görev bilir…

Köyün yakışıklı genç delikanlısı Bekir,  bazen çevresinde olumsuz olan olaylara sert girişse de sert mizacı bazılarına ters gelse de Bekir’in azmine herkes hayrandı. Çocuklarına onu örnek gösterirlerdi. Ondaki dik duruş ve azim dikkat çekiciydi.

Bir gün komşu köye gezmeye giden bu genç, yakışıklı delikanlı, misafir olduğu evin güzel kızının hareketlerini takip eder. Ondaki asil bozulmamış edebi, görgüyü, onun sofra serişini, konuşmasını izler ve büyük bir yüreklilikle evin kızını hemen babasından annesinden birdenbire kendine eş ister. Kızın babası: ‘‘Bu işler kısmet işi belli olmaz…’’ dese de Bekir’deki cesarete, mertliğe hayran kalır aileyi de biraz araştırdıktan sonra ileriyi gören bu damat adayını kaçırmak istemez ve düğün hazırlıkları başlar.

Kaderin cilvesi… Bekir, misafir gittiği evde kısmetini bulur ve 1989 yılında Gürün’ün Sarıca köyünden kendine eş seçtiği Meryem’le 23 yaşında yuvasını kurar.

Bekir ev bark sahibi olunca ara ara büyük ağabeyi gibi İstanbul’a inşaat işlerine gider yaptığı her işin hakkını vererek ekmeğini yuvasının kısmetini taştan çıkartır. Çok sıkıntı çekseler de şikâyet etmek onlara tersti, sabır ve şükür ikilisi hemen yardıma koşardı, var olanla kanaat edilirdi… Bekir’in belki en büyük şansı hayatını birleştirdiği eşiydi. Eşinin kendi kafasına göre olması, zorluklara göğüs germesini kolaylaştırıyordu. Allah’ına ona verdiği her şey için her an şükreder, dua eder…

İstanbul ve köy arası yolculuk, çalışma hayatı Bekir’i zorlar…  1994 yılından sonra ailesini yanına alarak İstanbul’a ailece taşınır ve İstanbul’a yerleşir. İnşaat işine düzenli devam eder, kazancının kıymetini karı koca iyi bilir, birikim yapar… İçki, sigara gibi alışkanlıklar o yuvada zaten yoktu, fuzuli her tür masraftan kaçar. Çok yorucu, zahmetli de olsa işini seviyor, işinin hakkını veriyordu.

Bekir inşaat işini her gün ilerleterek çıraklıktan, ustalığa ilerleterek taşeronluk yapar. 2000 yılında ‘‘Emirhan İnşaat’’ı kurarak başına geçer. Kendi gibi geçim yükünü sırtlanmış eşlere iş kurar, mekân hazırlar ve hâlâ bu işini severek başarıyla sürdürmekte ve birçok ailenin de ocağının tütmesine yardımcı olmakta…

Ömür denen bu kısa yolculukta insanoğlunun sabrı, azmi ve dürüst çalışması ona her başarının kapısını açan rehberidir. İnsan her ne iş yaparsa yapsın en iyisini yapmalı…

Bekir Akbulut hayatın çarkından geçip açlığa, yokluğa, haksızlığa, tembelliğe dimdik durarak çok çalışarak isteklerinin çoğunu kimseden destek görmeden başarmış ve hep başaracaktır da Allah’ın izniyle…

Ona arkasında onun gibi dimdik duran, yokluktan şikâyet etmeden her zor günde ona destek olan eşi Meryem Hanım’ın desteğini görmeden olmaz… Meryem Hanım eşine saygısını, sevgisini hiç eksik etmemiş. Ona hep güvenmiş, onu desteklemiş, iş hayatında ve edebiyat yönünde de motive etmiş, onun ilhamı olmuştur.

Bekir’in eşine sevgisi imrenilecek güzellikte…‘‘Bir daha dünyaya gelsem yine eşimi isterim, onun her durumda iyi niyetli düşünmesi, bencil olmaması, ben köpürürken bile beni sakinleştirmesi, beni sevip düşünmesi…’’ diyerek eşinin artılarını bir bir sayması güzel bir evliliğin de ipuçlarını bizlere verir gibi…

Meryem Hanım ilk çocuğu Emirhan’ı gelin olduğu Yeşilkale köyünde 1995 yılında doğurdu. İkinci çocuğu Maide Nur’u İstanbul’da 1999 yılında, üçüncü çocuğu Hayal Nur’u 2007 yılında dünyaya getirir. Onların her türlü ihtiyaçlarını karşılamış, eşine de her zaman ve her konuda destek olmuştur.

Meryem Hanım eşi sinirlense sakinleştirmiş, bazen akrabaların ona yaptığı haksızlığa, duyarsızlığa Bekir Bey’in sinir kat sayısı yükselse de… Meryem Hanım olgunluk gösterip: ‘‘Sen onların büyüğüsün affedecek, her durumda da yardımcı olacaksın. Küsmek, darılmak, sinirlenmek asla sana yakışmaz. Sen hep büyük düşünüp idare edeceksin…’’ deyip eşine o daraldığında, zora düştüğünde destek olur, çözüm üretir…

Bekir Bey de eşinin bu yapıcı asil tarafına yıllardır hayran. Sevgisine, saygıyla, tatlı muhabbetle karşılık vererek yuvasının huzurunu korur. Köyde görüp kendine eş seçtiği Meryem’i kaderine yazan Allah’a şükreder. Çünkü bilir ki kadınların ruh hâli daha karışık… Daha duygusal davranıp en küçük sorunları bazen büyütüp kıskançlık yaparak yuvanın mutluluğuna gölge düşürebilirler. Bekir Bey ağabeyi ya da yeğeniyle sorun yaşasa bile hemen Meryem Hanım, Bekir Bey’i sakinleştirip karşı taraf hatalı da olsa anlayış göstermesini istermiş. Basit gibi görünsede zordur. Sorunlara sorun eklemeden sorunların çözümüne yardımcı olmak asilliktir, güzelliktir…

Bekir Bey’in çok sevdiği eşine yazdığı güzel bir şiiri, bizlere büyük sevdanın gücünü gösterir gibi…

MEYRİ 

Aradım aynada saklandın sırda

Sensizlik içimde üşüyor Meyri

Kadir Gecesi’nde gökteki nurda

Cemalin içime düşüyor Meyri.

                                               İHLASİ 

Bekir Akbulut iş hayatına, ailevi hayatına gösterdiği özeni kalemine de verdi, ortaokul sıralarında başladığı şiir hayatını her gün geliştirerek birçok ödül aldı. Üniversite tezlerine konu oldu. 2012 yılında TC Kültür Bakanlığından ‘‘Halk Şairi’’ unvanını aldı.

Bu zorlu yoldaki başarısı hemşehrisi Cumhuriyet Üniversitesi Halk Edebiyatı Uzmanı Dr. Doğan Kaya’nın dikkatini çeker. Dr. Doğan Kaya, Bekir Bey’in özenle yazılan şiirlerini okur inceler ve çok beğenir. Bekir Akbulut şiirlerinde daha önce ismini mahlas olarak kullanırken Doğan Hoca, Bekir Bey’e ‘‘İhlasî’’ mahlasını verir.

Bu özenle yazılmış, her konuyu büyük bir ustalıkla ele almış, mısralara yürekten gelen coşkulu pınarın bereketini ve güzelliğini şinmiş gören Doğan Hoca son kitabını eliyle hazırlamış ve şiir sevenlere sunmuş…

İlk kitabı MEYRİ, ikici kitabı EYVALLAH ve Dr. Doğan Kaya’nın hazırladığı İHLASÎ’NİN ŞİİRLERİ diye piyasada üç ayrı güzel eseri var.

Dileriz Bekir Akbulut’un kendi çabasıyla, azmiyle, sabırla çok çalışarak yılmadan, umutsuzluğa düşmeden gerek iş hayatı, gerek aile ve edebiyat hayatı hepimize güzel örnek olur. Bizleri motive eder…

Hiçbir başarı tesadüfen olmaz. Her başarı; çok çalışmak, sabırlı olmak, şükrü bilmek, emek vermek, dürüst kalmak ve çalışmayı sevmekle elde edilir…

Sevgiyle başlanan her iş mutluluk verir 

Zorlukları kolaylaştırır, güç verir.               

01.03.2018 

Fatma Özger BİLGİÇ 

İlginizi çekebilir

KİTAP OKUMAK SANATTIR  

KİTAP OKUMAK SANATTIR