FLAŞ HABER:
Ana Sayfa EKONOMİ-TİCARET, GÜNDEM 17 Şubat 2022 123 Görüntüleme

Celal TEZEL Yazdı: 99. Yıldönümünde Bilinmeyen Yönleriyle Türkiye İktisat Kongresi

99. Yıldönümünde Bilinmeyen Yönleriyle Türkiye İktisat Kongresi

Türkiye İktisat Kongresi, 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir’de toplanmış ve çalışmalarını 4 Mart 1923 tarihine kadar bu şehirde sürdürmüştür. Bu nedenle, kongreye, 1. İzmir İktisat Kongresi adı da verilmektedir. 1923 tarihli Türkiye İktisat Kongresi’nin ya da daha çok bilinen adıyla 1. İzmir İktisat Kongresi’nin hem genel tarihimizde hem ulusal kurtuluş savaşı tarihimizde ve hem de siyasi ve iktisadi tarihimizde çok özgün ve önemli bir yeri vardır. Özgündür. Çünkü kendisinden önce bilinen tüm Türk tarihi boyunca bu kongreye benzer ikinci bir kongre yapılmamıştır. Yani 1. İzmir İktisat Kongresi eşsizdir ve benzersizdir. Önemlidir. Çünkü efsane Mülkiye’mizin saygın öğretim üyesi, hocaların hocası ve Türkiye’nin yaşayan en önemli iktisatçılarından birisi olan Prof. Dr. Korkut Boratav hocamıza göre, “Millî Mücadelenin sonunda Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu şartları ve 1923’ten itibaren takip edilecek iktisat politikasının objektif çerçevesi ve sınırları bu kongrede belirlenmiştir.”

Bir başka söyleyişle belirtmemiz gerekirse; 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilecek olan Cumhuriyet yönetimlerinin ve Cumhuriyet hükümetlerinin uygulayacakları ekonomik model ve programlar bu kongrede, tamamen özgür ve bağımsız bir tartışma ortamında belirlenmiş ve yine tamamen demokratik yol ve yöntemlerle karar altına alınmıştır. Daha 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’in düşman işgalinden kurtarılmasından 4 ay 8 gün sonra, yeni kurulacak devletin geleceğinin belirsiz olduğu bir ortamda ve en önemlisi de henüz Cumhuriyet ilan edilmeden önce böylesine tamamen demokratik bir kongrenin toplanmış olması bir hayli dikkat çekici ve ilginçtir. Bu ilginç demokratik kongrede bir anlamda, yeni kurulacak olan devletin yönetim biçiminin bir cumhuriyet olacağının ipuçlarını bulmak da mümkündür. Bu önemli Kongrenin neden bir başka şehirde değil de İzmir’de toplandığı konusu üzerinde de çok değişik görüş ve düşünceler ortaya konulmuştur. Bu görüşlerin hepsinin de İzmir’in seçilmesi üzerinde belli oranlarda etkisi vardır. Ancak Kongre yeri olarak İzmir şehrinin seçilmesinin asıl ve en önemli nedeni ise uluslararası diplomatik protokol kurallarına simgesel anlamda bir cevap niteliği taşımasıdır. O yıllarda uygulanan uluslararası diplomatik protokol kurallarına göre yapılan bir savaştan sonra yapılacak olan barış görüşmelerinin yerini savaşı kazanan taraf belirliyordu. Bu nedenle, emperyalist bir paylaşım savaşı olan I. Dünya Savaşının bir uzantısı olarak Anadolu’da gerçekleşen anti-emperyalist ulusal bağımsızlık savaşımızın muzaffer komutanı olarak Gazi Mustafa Kemal, yapılacak olan barış görüşmelerinin emperyalist işgalcilerin denize döküldüğü yer olan İzmir’de yapılmasını istiyordu. Başta İngilizler olmak üzere I. Dünya Savaşının galip devletleri Mustafa Kemal’in bu görüşünü kabul etmediler. Sonuçta, barış görüşmelerinin İsviçre’nin Lozan şehrinde yapılmasına karar verildi. Türkiye ve itilaf devletleri arasındaki Lozan Barış görüşmeleri, 20 Kasım 1922’de başladı. Yapılan görüşmeler sırasında başta İngiltere Başbakanı Lord Curzon olmak üzere tüm itilaf devletleri temsilcileri, “Osmanlı Devleti’nin ekonomisinin çöktüğünü, bu nedenle Türklerin Anadolu Bozkırında bağımsız bir devlet kuramayacaklarını düşünürler. Çünkü ekonomik bir sistemleri olmadığını, kursalar bile bu devletin ekonomisini kendi ayakları üzerine kaldıramayacaklarını ve bu nedenle Avrupa devletlerine muhtaç kalacaklarını iddia ediyorlardı.

Bu şekilde uzayıp giden görüşmeler bir süre sonra tıkandı. Ve 4 Şubat 1923 tarihinde görüşmelere ara verildi. İşte Gazi Mustafa Kemal, batılı devletlerin bu görüşlerini çürütmek ve yeni kurulacak olan devletin hangi ekonomik model ve programlarla nasıl kalkınacağını ve yeni devletin ekonomisinin nasıl işleyeceğini somut olarak göstermek ister. Avrupa devletlerine savaşta zaferi kazananın kendisi olduğunu gösteren bir mesaj vermek üzere Türkiye İktisat Kongresi’nin İzmir’de toplanmasına katılma kararı verir. İzmir’de bir kongrenin toplanması çalışmaları İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt tarafından yürütülmüştür. Kongrede “mesleki temsil” sistemi benimsemiştir. Yani kongreye katılacakların her meslek grubundan seçilecek temsilcilerinden oluşmasına çalışılmıştır. Mahmut Esat Bey, 21 Kasım 1922’de M. Kemal Paşa’ya telgraf çekerek hem onayını hem de şayet uygun görürse kongrenin fahri başkanlığını üstlenmesini istemiştir. Kongreye, 1135 kişi delege olarak seçilmiştir. Kongreye delege olarak köylüler, şehirli tüccarlar, okuması yazması olmayan çiftçiler, sanayiciler, bazı ekonomi uzmanları ve çiftçi ve amele (işçi) temsilcileri katılmışlardır. Ancak daha sonra yapılan bazı araştırmalarda seçilen bazı delegelerin adı geçen grupları temsil etmedikleri anlaşılmıştır.

Örneğin Kazım Karabekir Paşa’nın Manisa’dan sanayi temsilcisi, yazar Aka Gündüz’ün ise Kütahya’dan işçi temsilcisi olarak kongreye katıldıkları görülmüştür. Kongreye işçi temsilcisi olarak getirilen delegeleri, sanayiciler kendilerine sıtkı sadakatle bağlı kendi işçileri arasından seçmişlerdir. Bu nedenle, kongreye katılan işçi temsilcileri, çok şaşırtıcı bir şekilde kongreye işçiler lehine getirilen bazı önerilerin aleyhine oy kullanarak bunların kabul edilmemesini sağlamışlar ve bir anlamda kendi işçi arkadaşlarına ve kendi geleceklerine ihanet etmişlerdir. Bu muvazaalı durum çok sonraları anlaşılmıştır. İzmir İktisat Kongresinde bu nedenle işçiler lehine kararlar alınamamış her şeye karşın alınan kararlar ise kâğıt üzerinde kalmış ve hayata geçirilememiştir. Türkiye İktisat Kongresi’nin başkanlığına Mustafa Kemal Paşa’nın da isteğiyle Manisa Sanayi Grubu Delegesi Kazım Karabekir Paşa getirilmiştir. Kongre’nin açılış nutkunu Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkumandan Mustafa Kemal Paşa yapmıştır. Bu açılış konuşmasında Gazi Mustafa Kemal Paşa, genel olarak ekonomiye ve ülke ekonomisine ilişkin görüşlerini özetle şu şekilde dile getirmiştir: “Bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla ilgili olan, o milletin iktisadi durumudur. Tarihin ve tecrübenin tespit ettiği bu gerçek, bizim millî hayatımızda ve millî tarihimizde tamamen tecelli etmektedir. Hakikaten, Türk tarihi incelenirse yükseliş ve düşüş sebeplerinin iktisadi meselelerden başka bir şey olmadığı anlaşılır.” “…zamanımız bir iktisat devrinden başka bir şey değildir.” İktisadi zaferlerin askeri zaferlerden daha kalıcı olduğuna değinen Mustafa Kemal Paşa: “Kılıçla fetih yapanlar sabanla fetih yapanlara son noktada mevkilerini bırakmaya mahkûmdur.”, “Kılıç kullanan kol yorulur fakat saban kullanan kol her gün daha çok kuvvetlenir.”, “Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferle taçlandırılmadıkça (Bu zaferlerin) meyvesi kalıcı olmaz.” Diyerek bunu yer yer vurgulamıştır.

Mustafa Kemal Paşa, eğitim ve öğretimin de iktisat programıyla uygun hâle gelmesinin önemine şöyle işaret etmiştir: “Bence yeni devletimizin, yeni hükümetimizin bütün esasları, bütün programları iktisat programlarından çıkmalıdır; … Evlatlarımıza bu suretle ilim ve irfan vermeliyiz ki ticaret, ziraat ve sanat dünyasında ve bütün bunların faaliyet alanlarında verimli olsunlar, etkin olsunlar, etkili olsunlar, pratik bir organ olsunlar. Bundan ötürü, eğitim programlarımız gerek ilkokulda gerek orta öğrenimde verilecek bütün şeyler bu bakış açısına göre olmalıdır.” İzmir İktisat Kongresi, ekonomi konusunda kararlar almak üzere toplanmıştır ama burada ülkenin eğitim, sağlık, savunma gibi tüm sorunları tartışmaya açılmış ve çeşitli çözüm önerileri dile getirilmiştir. Sonuç olarak İzmir İktisat Kongresi kararları ile Türkiye’nin siyasi ve ekonomik tercihleri ortaya konulmuştur. Türkiye’de sosyalist bir ekonomik model benimsenmemiş ve kişisel mülkiyet hakkı kaldırılmamıştır. Kapitülasyonlar kaldırılmış sayılmış ama yabancı sermayenin Türkiye’nin kanunlarına saygılı bir şekilde faaliyette bulunması kararlaştırılmıştır. “Milli İktisat” diye bilinen bu kararlara göre, eskiden kapitülasyon adıyla yabancı sermaye sahiplerinin ve azınlıkların yürüttüğü ekonomi yerine, daha çok yerli sermaye sahipleri eliyle liberal bir ekonomi modeli benimsenmiştir. Bu modelle gereken ve istenen kalkınma sağlanamayınca daha sonra 1930’lu yıllarda planlı kalkınmayı ve ekonomik alanda devlet yatırımlarını esas alan karma ekonomik modele geçilmiştir. 1.İzmir İktisat Kongresi o kadar başarılı olmuştur ki, burada alınan kararların hemen hemen tamamı hayata geçmiş ve ülke ekonomisinin ayakları üzerine kalkması sonucunu doğurmuştur. Bu başarısı nedeniyledir ki, daha sonraki yıllarda ülke ekonomisi her bunalıma girdiğinde, bunalımdan çıkış için devlet adamlarına esin kaynağı ve örnek olmuştur. Bu nedenle ülkemizde, değişik tarihlerde yapılan 5 ayrı Türkiye İktisat Kongresi toplanmıştır. Ancak bunların hiç birisi de istenen kalıcı etkiyi sağlayamamış ve ne yazık ki, hayata geçirilememiş ve sadece kâğıt üzerinde kalmıştır.

 

Celal TEZEL

Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi